Yazı Boyutu:
Susuzluktan Kavrulacağız
Su sorunu küresel bir sorun olarak karşımızda duruyor. Hızlı nüfus artışı, çarpık kentleşme, kontrolsüz sanayileşme, doğal varlıkların kontrolsüz tüketimi, ormanların yok edilmesi, mevcut kaynakların aşırı kullanımı ve iklim değişikliği gibi nedenler ile su sorununun artmasına, kaynakların tükenmesine, kirlenmesine ve sonuç olarak canlı yaşamı için tehdit oluşturmasına neden olmaktadır.
Üstelik tüm dünyada olduğu gibi ve ülkemizde de su kaynakları giderek azalmakta, daha etkin şekilde kullanmak bir yana, adeta yok edilmektedir.
Ülkemizde, kıt olan su kaynaklarının devlet tarafından korunması ve kalitesinin geliştirilmesi gerekirken tam tersi bir durum söz konusudur. Merkezî yönetim ve yerel yönetimlerin ortak çalışması ile sağlıklı ve temiz su ihtiyacının sağlanması, kullanılmış suların arıtılması ve geri kazanımı, tarımsal ve endüstriyel su kullanımına yönelik planlamaların yetersiz kalması, tüm bunların yanında son dönemde yaşadığımız iklim değişikliği su yönetimini daha da zorlaştırmaktadır.
Gelişen teknolojiye ve artan insan ihtiyaçlarına bağlı olarak içme ve kullanma suyu ihtiyacının da artması, zaten kıt olan mevcut kaynakların iyi kullanılmasını ve yeni kaynakların oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır.
Su yaşamsal bir öneme sahiptir ve herkesin sağlıklı suya erişme hakkı vardır. Ülkemizde kuraklık riskinin artması, mevcut su kaynaklarının korunması ve geliştirilmesini her zamankinden daha fazla gereksinim vardır. Sağlıklı yaşam için yeni su kaynakları kazandırmalı, kentlerimiz ve çevrelerinde yapılan su kaynakları araştırma çalışmalarına önem vermeliyiz. Hepimizin bildiği gibi, kentlerimizin büyümesine paralel olarak yeni su kaynaklarına ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu gereksinim doğrultusunda yerel yönetimlerin gerekli yatırımları acilen yapması, bu yatırımların önündeki önündeki bürokratik engellerin kaldırılması gereklidir.
Yerleşim yerlerine, tarımsal alanlara ve üretim tesislerine gerekli olan su kaynaklarında doğal dengeyi bozacak, kirlenmeye neden olacak her türlü yapılaşma, sanayileşme ve madencilik faaliyetlerinin önüne geçilmelidir. Aksine yapılacak her türlü iş ve eylem canlı hayatı üzerinde olumsuz sonuçlar doğuracaktır.
Anayasada yer alan herkesin sağlıklı yaşama hakkına sahip olduğu ilkesinden yola çıkılarak; insanca yaşamak için gerekli olan suyu sağlamak merkezî ve yerel yönetimlerin asli görevidir. Sağlık ve hijyen koşullarının sağlanması, güvenilir içme ve kullanma suyunun sağlanması ve halk sağlığının korunmasına yönelik gerekli önlemler acilen alınmalıdır. Bu önlemlerin başında sağlıklı altyapı sistemlerinin oluşturulması ve mevcut sistemlerin hızla iyileştirilmesi gelmektedir. Kentlerin içme suyu şebekesindeki kayıp ve kaçakların önlenmesi için bir an önce iyileştirme projeleri başlatılmalıdır. Kentlerin su ihtiyacını kesintisiz karşılayabilmek için yedek hatlar ve yeni depolama alanları oluşturulmalıdır. Konutlarda su tasarrufu amacıyla uygun malzemelerin kullanılması özendirilmeli, sanayi tesislerinde su tasarrufu teşvik edilmeli, tarımda vahşi sulama en kısa sürede terk edilerek damlama sulama sistemine geçilmeli, suyun çok kısıtlı olduğu alanlarda ürün deseni devlet tarafından belirlenmelidir.
Sanayi tesislerindeki su ihtiyacının azaltılması için üretim proseslerinde gerekli değişiklikler yapılmalı, buna uygun üretim prosesleri tercih edilmeli, suyu verimli kullanan teknolojiler, geri kazanılmış su tüketimi esas alınmalıdır. Buna bağlı olarak atıksuların geri kazanımına yönelik projeler teşvik edilmelidir.
Türkiye’de toplam su kullanımının dörtte üçü tarımsal sulama amacıyla kullanılmaktadır. Sulama suyunun açık kanal sistemleriyle taşınması, buharlaşma ve sızma yoluyla büyük su kaybına neden olmaktadır. Sulama sistemlerinin modernizasyonu, ürüne göre sulama yapılması, iyi tarım uygulamaları ile su verimliliğini artırıcı yöntemlerin yaygınlaştırılması, suyun verimli kullanılması bakımından önemlidir. Ayrıca, üreticilerin bilinçlendirilmesi ve su tasarrufu sağlayan yöntemlerin uygulanması teşvik uygulamasına geçilmesi gereklidir. Tarımsal araştırmalar dikkate alınarak gerek duyulduğunda su ihtiyacına göre ürün deseninde değişikliğe gidilmeli; suya daha az ihtiyaç duyan ürünler tercih edilmelidir.
Suyun etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak amacıyla farklı kullanım gruplarına yönelik eğitim çalışmaları ulusal ve yerel ölçekte yapılmalıdır.
Kentlerde yağmur sularının ayrı toplanarak geri kazanımına yönelik çalışmalar yaygınlaştırılmalı ve akılcı projeler uygulanmalıdır. Yağmur suyu hasadına ve yağmur suyu depolama sistemlerine ilişkin projeler geliştirilmeli ve teşvik edilmelidir.
Hızlı kentleşme, nüfus artışı ve endüstrileşmeyle birlikte artan su ihtiyacının karşılanması evsel, kentsel ve endüstriyel atıksuların arıtılarak yeniden kullanımı son yıllarda büyük önem kazanmıştır. Dünya üzerinde yaygınlaşan geri kazanım projeleri ülkemizde de öncelikli olmalıdır. Ayrıca kent yönetimlerinin iklim değişikliği etkilerini de dikkate alan, “Dirençli kentler” kavramı üzerinde çalışılmalı, su kaynaklarının korunması yasalarla güvence altına alınmalıdır.
Ülkemizdeki akarsuların, barajların ve göletlerin durumu ortada. Akarsularımızda kirlilik düzeyi tehlike sınırını aşmış durumda, barajların doluluk oranları en düşük seviyede ve çevreleri yoğun nüfus baskısı altında. Yeraltı sularının seviyesi giderek aşağılara iniyor. Özellikle turistik tatil kentlerinde bulunan özel havuzların kontrolsüz yapılmaları yeraltı suyu üzerinde aşırı baskı oluşturmaktadır. Deniz kıyısındaki bölgelerde tuzluluk oranı buna bağlı olarak giderek artmaktadır. Gerek içme ve gerekse kullanma suyunun tükenmesi tehlikesi artık kaçınılmaz görünüyor.
Hangi kentte yaşıyorsanız yaşayın, bu yazıdaki kent kelimesi yerine kentinizin adını yazın ve tekrar okuyun. Geleceğinizin nasıl bir tehlike altında olduğunu anlarsınız. Bu sorunu asıl anlaması gerekenler, ülkemizi ve kentlerimizi yönetenlerdir. Anlamazlarsa susuzluktan Kavrulacağız. Pek ümidimiz yok ama, umarım bu yazdıklarımızı anlayan olur.
“Suyun değeri, kuyu kuruyunca anlaşılır.” (Thomas Fuller)
Su sorunu küresel bir sorun olarak karşımızda duruyor. Hızlı nüfus artışı, çarpık kentleşme, kontrolsüz sanayileşme, doğal varlıkların kontrolsüz tüketimi, ormanların yok edilmesi, mevcut kaynakların aşırı kullanımı ve iklim değişikliği gibi nedenler ile su sorununun artmasına, kaynakların tükenmesine, kirlenmesine ve sonuç olarak canlı yaşamı için tehdit oluşturmasına neden olmaktadır.
Üstelik tüm dünyada olduğu gibi ve ülkemizde de su kaynakları giderek azalmakta, daha etkin şekilde kullanmak bir yana, adeta yok edilmektedir.
Ülkemizde, kıt olan su kaynaklarının devlet tarafından korunması ve kalitesinin geliştirilmesi gerekirken tam tersi bir durum söz konusudur. Merkezî yönetim ve yerel yönetimlerin ortak çalışması ile sağlıklı ve temiz su ihtiyacının sağlanması, kullanılmış suların arıtılması ve geri kazanımı, tarımsal ve endüstriyel su kullanımına yönelik planlamaların yetersiz kalması, tüm bunların yanında son dönemde yaşadığımız iklim değişikliği su yönetimini daha da zorlaştırmaktadır.
Gelişen teknolojiye ve artan insan ihtiyaçlarına bağlı olarak içme ve kullanma suyu ihtiyacının da artması, zaten kıt olan mevcut kaynakların iyi kullanılmasını ve yeni kaynakların oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır.
Su yaşamsal bir öneme sahiptir ve herkesin sağlıklı suya erişme hakkı vardır. Ülkemizde kuraklık riskinin artması, mevcut su kaynaklarının korunması ve geliştirilmesini her zamankinden daha fazla gereksinim vardır. Sağlıklı yaşam için yeni su kaynakları kazandırmalı, kentlerimiz ve çevrelerinde yapılan su kaynakları araştırma çalışmalarına önem vermeliyiz. Hepimizin bildiği gibi, kentlerimizin büyümesine paralel olarak yeni su kaynaklarına ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu gereksinim doğrultusunda yerel yönetimlerin gerekli yatırımları acilen yapması, bu yatırımların önündeki önündeki bürokratik engellerin kaldırılması gereklidir.
Yerleşim yerlerine, tarımsal alanlara ve üretim tesislerine gerekli olan su kaynaklarında doğal dengeyi bozacak, kirlenmeye neden olacak her türlü yapılaşma, sanayileşme ve madencilik faaliyetlerinin önüne geçilmelidir. Aksine yapılacak her türlü iş ve eylem canlı hayatı üzerinde olumsuz sonuçlar doğuracaktır.
Anayasada yer alan herkesin sağlıklı yaşama hakkına sahip olduğu ilkesinden yola çıkılarak; insanca yaşamak için gerekli olan suyu sağlamak merkezî ve yerel yönetimlerin asli görevidir. Sağlık ve hijyen koşullarının sağlanması, güvenilir içme ve kullanma suyunun sağlanması ve halk sağlığının korunmasına yönelik gerekli önlemler acilen alınmalıdır. Bu önlemlerin başında sağlıklı altyapı sistemlerinin oluşturulması ve mevcut sistemlerin hızla iyileştirilmesi gelmektedir. Kentlerin içme suyu şebekesindeki kayıp ve kaçakların önlenmesi için bir an önce iyileştirme projeleri başlatılmalıdır. Kentlerin su ihtiyacını kesintisiz karşılayabilmek için yedek hatlar ve yeni depolama alanları oluşturulmalıdır. Konutlarda su tasarrufu amacıyla uygun malzemelerin kullanılması özendirilmeli, sanayi tesislerinde su tasarrufu teşvik edilmeli, tarımda vahşi sulama en kısa sürede terk edilerek damlama sulama sistemine geçilmeli, suyun çok kısıtlı olduğu alanlarda ürün deseni devlet tarafından belirlenmelidir.
Sanayi tesislerindeki su ihtiyacının azaltılması için üretim proseslerinde gerekli değişiklikler yapılmalı, buna uygun üretim prosesleri tercih edilmeli, suyu verimli kullanan teknolojiler, geri kazanılmış su tüketimi esas alınmalıdır. Buna bağlı olarak atıksuların geri kazanımına yönelik projeler teşvik edilmelidir.
Türkiye’de toplam su kullanımının dörtte üçü tarımsal sulama amacıyla kullanılmaktadır. Sulama suyunun açık kanal sistemleriyle taşınması, buharlaşma ve sızma yoluyla büyük su kaybına neden olmaktadır. Sulama sistemlerinin modernizasyonu, ürüne göre sulama yapılması, iyi tarım uygulamaları ile su verimliliğini artırıcı yöntemlerin yaygınlaştırılması, suyun verimli kullanılması bakımından önemlidir. Ayrıca, üreticilerin bilinçlendirilmesi ve su tasarrufu sağlayan yöntemlerin uygulanması teşvik uygulamasına geçilmesi gereklidir. Tarımsal araştırmalar dikkate alınarak gerek duyulduğunda su ihtiyacına göre ürün deseninde değişikliğe gidilmeli; suya daha az ihtiyaç duyan ürünler tercih edilmelidir.
Suyun etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak amacıyla farklı kullanım gruplarına yönelik eğitim çalışmaları ulusal ve yerel ölçekte yapılmalıdır.
Kentlerde yağmur sularının ayrı toplanarak geri kazanımına yönelik çalışmalar yaygınlaştırılmalı ve akılcı projeler uygulanmalıdır. Yağmur suyu hasadına ve yağmur suyu depolama sistemlerine ilişkin projeler geliştirilmeli ve teşvik edilmelidir.
Hızlı kentleşme, nüfus artışı ve endüstrileşmeyle birlikte artan su ihtiyacının karşılanması evsel, kentsel ve endüstriyel atıksuların arıtılarak yeniden kullanımı son yıllarda büyük önem kazanmıştır. Dünya üzerinde yaygınlaşan geri kazanım projeleri ülkemizde de öncelikli olmalıdır. Ayrıca kent yönetimlerinin iklim değişikliği etkilerini de dikkate alan, “Dirençli kentler” kavramı üzerinde çalışılmalı, su kaynaklarının korunması yasalarla güvence altına alınmalıdır.
Ülkemizdeki akarsuların, barajların ve göletlerin durumu ortada. Akarsularımızda kirlilik düzeyi tehlike sınırını aşmış durumda, barajların doluluk oranları en düşük seviyede ve çevreleri yoğun nüfus baskısı altında. Yeraltı sularının seviyesi giderek aşağılara iniyor. Özellikle turistik tatil kentlerinde bulunan özel havuzların kontrolsüz yapılmaları yeraltı suyu üzerinde aşırı baskı oluşturmaktadır. Deniz kıyısındaki bölgelerde tuzluluk oranı buna bağlı olarak giderek artmaktadır. Gerek içme ve gerekse kullanma suyunun tükenmesi tehlikesi artık kaçınılmaz görünüyor.
Hangi kentte yaşıyorsanız yaşayın, bu yazıdaki kent kelimesi yerine kentinizin adını yazın ve tekrar okuyun. Geleceğinizin nasıl bir tehlike altında olduğunu anlarsınız. Bu sorunu asıl anlaması gerekenler, ülkemizi ve kentlerimizi yönetenlerdir. Anlamazlarsa susuzluktan Kavrulacağız. Pek ümidimiz yok ama, umarım bu yazdıklarımızı anlayan olur.
“Suyun değeri, kuyu kuruyunca anlaşılır.” (Thomas Fuller)





