Yazı Boyutu:
Napolyon ve Fakirlik Edebiyatı
Napolyon Bonapart (15 Ağustos 1769, Ajaccio - 5 Mayıs 1821), Fransız asker, politikacı ve 1804-1814 arası (ve 1815'te kısa süreliğine) Fransa imparatoru.
Gerek Fransız Devrim Savaşları, gerekse Napolyon Savaşları sırasında Fransa'ya önderlik ettiği gibi tüm Avrupa'yı da etkilemiş önemli bir komutandır. Girdiği savaş ve çatışmaların büyük bölümünü kazanmış, 1815'teki nihai yenilgisine kadar hızla Avrupa kıtasının hakimiyetini ele geçirmiştir. Tarihteki en önemli komutanlardan biri olan Napolyon'un savaşları dünyanın her yerinde askerî okullarda ders olarak okutulmaktadır ve kendi Avrupa tarihinin en ünlü ve en tartışmalı siyasi figürlerinden birisidir. Napolyon varlıklı sayılacak bir ailede doğmuş, yaşamı boyunca hiç fakirlik ve yokluk görmemiştir, sürgünde bile.
Napolyon'un, "Fakirlere de bir şeyler vadetmek gerekiyordu ama bu dünyadan değil" sözünü bu aralar basın kuruluşlarında sıkça duyar olduk. Napolyon bu sözü 1800'ün başında söylemiştir. Sözün doğrusu şu şekildedir. "Din, fakirler bu dünyada zenginleri katletmesin diye onlara öbür dünyada eşit bir cennet vaat eder.”
Dünya üzerinde gelir dağılımına baktığınızda büyük bir dengesizlik görürsünüz. Özellikle sanayi devriminden sonra emperyalizmin giderek kontrolden çıkması, zenginliğin belirli bir zümrede toplanması, emperyalizmin para kazanma konusunda sınır tanımaması, dünya üzerinde yaşayan nüfusun büyük bölümünün fakirlik içinde yaşayıp ölmesine neden olmaktadır. İşte dünya nüfusunun büyük bölümünü oluşturan fakirlerin isyan etmemeleri için onlara umut vermek gerekmektedir. Dünya üzerinde kabul gören önemli dinler de, biri hariç fakirliği yüceltilmişlerdir.
Hinduizm, fakirliği ferdin samsara (Ruhun maddî ve kesintisiz girdap içine girmesinden) kurtulmasını ve Brahman (Hayatın nihai prensibi) ile bütünleşmesi için gerekli olan özgürlüğün elde edilmesini sağlayan birkaç zahitlik unsurlarından biri olarak kabul eder. Fakirlik, böylece gönüllü bir hareket olarak ferdin maddi ilgi ve alakalardan, sorumluluklardan ve bunlara bağlı gelişen her türlü sınırlandırmalardan uzaklaşmayı ve ruhun özgür kalmasını sağlar.
Fakirlik, Budizm öğretisinde de katı manastır ile cemaat (Samgha) kurallarından biri sayılmakta ve disiplin edici bir karakterde bulunmaktadır. Din adamları, ırk, kast, cinsiyet ayırımı yapmaksızın fakirlik adağıyla sarmalanmışlardır. Böylece tıpkı Hindu geleneğindeki gibi tüm şahsi mülklerden feragat etme durumu ortaya çıkmaktadır. Dünyevi arzu ve hevesleri inkar eden bir budist şakirtin, elinde taşıdığı sadaka çanağı ve çok önemli zati eşyalarıyla bunu başaracağı öngörülmektedir.
Fakirlik konusunda farklı düşünen ve dünya nimetlerinden faydalanmasının çokça vurgulandığı Yahudilik, dünyadan feragat etmek veya hayatın zaruri ihtiyaçlarını feda etmek şeklindeki aşırı zahitlik hareketlerine girmez. Yahudiler fakirliği kötü bir talih olarak görmekte ve Tanrı’nın kendilerine bahşettiği nimetleri ilahi lütuf olarak değerlendirmektedir. Bu nimetler arasında maddi varlıklar ve benzeri yeryüzüne ait hazlar bulunmaktadır.
Başlangıcından itibaren Hıristiyanlık, gönüllü fakirlik mefhumuna büyük değer bahşetmiştir. Daha ilk dönemlerden itibaren erkek ve kadın zahitleri öne çıkarmıştır. Maddeyi ihmal eden ilk keşişlik sınıfının Mısır’da ortaya çıktığı ve oradan Filistin ve Suriye’ye geldiği ileri sürülmektedir. Manastır rahipleri, malı mülkü ve hatta bazen onların yararını inkar ederek Mesih’i taklit etmek ve alemin onarılmaya ihtiyaç olmadan önceki halini, masumiyet ve sonsuz saadet dönemini tekrar kurmak isterler. Dolayısıyla Hiristiyanlık bu zahitlik durumunu bir nevi kişisel kutsallık ve bereket adına etkili bir araç olarak görmektedir.
İslamiyet'in bakışını burada uzun uzun anlatmaya gerek yok.
"Fakirlik, dünyada mümine hediyedir." (Taberani)
"Fakir, Allahü teâlânın dostudur." (Deylemi)
"Cennet sultanları fakirlerdir." (İbni Mace)
"Cennettekilerin çoğu fakirlerdir. Hor görülen fakirler Cennetliktir." "Buhari"
"Ya Rabbi, müslüman fakirlerinin hürmetine zafere kavuşmayı nasip et." (Taberani)
Diyanet işleri başkanımız sürekli olarak fakirler hakkında konuşuyor. Bir çok din adamı basında fakirlerle ilgili konuşuyor. Hepsi yukarıdaki örneklerden söz ediyor ama fakirliği ortadan kaldırmak için bir şey yapmıyorlar.
"Fakirlik, iki cihanda da, yüzkarasıdır." (R. Nasıhin)
"Fakirlik, dünya ve ahiret yoksulluğudur." (Deylemi)
"Fakirlik küfre sebep olur." (Beyheki)
"Ya Rabbi, fakirlikten sana sığınırım." (Nesai)
Aynı din adamları bu sözlerden ise hiç bahsetmiyorlar.
Ülkemizde bozulan gelir dengesine bağlı olarak fakir nüfus oranının artması, fakirliğe övgü düzeyini artırmaktadır. Fakirler durumlarına isyan etmesin, kıt kanaat geçinip şükretsin düşüncesiyle ilgili ilgisiz bir çok yönetici telkinde bulunmaktadır.
Aslında ülkeyi yönetenlerin amacı, jrndilerini5oreya getiren insanların ekonomisini güçlendirmek, onları zenginlikte birleştirmek olmalıdır. Ama gerçekte olan neredeyse bunun tam tersi olup, hslk fakirlikte birleşmek üzeredir.
"İnsanları kandırmak, kandırılmış olduklarına inandırmaktan daha kolaydır." (Mark Twain)
Napolyon Bonapart (15 Ağustos 1769, Ajaccio - 5 Mayıs 1821), Fransız asker, politikacı ve 1804-1814 arası (ve 1815'te kısa süreliğine) Fransa imparatoru.
Gerek Fransız Devrim Savaşları, gerekse Napolyon Savaşları sırasında Fransa'ya önderlik ettiği gibi tüm Avrupa'yı da etkilemiş önemli bir komutandır. Girdiği savaş ve çatışmaların büyük bölümünü kazanmış, 1815'teki nihai yenilgisine kadar hızla Avrupa kıtasının hakimiyetini ele geçirmiştir. Tarihteki en önemli komutanlardan biri olan Napolyon'un savaşları dünyanın her yerinde askerî okullarda ders olarak okutulmaktadır ve kendi Avrupa tarihinin en ünlü ve en tartışmalı siyasi figürlerinden birisidir. Napolyon varlıklı sayılacak bir ailede doğmuş, yaşamı boyunca hiç fakirlik ve yokluk görmemiştir, sürgünde bile.
Napolyon'un, "Fakirlere de bir şeyler vadetmek gerekiyordu ama bu dünyadan değil" sözünü bu aralar basın kuruluşlarında sıkça duyar olduk. Napolyon bu sözü 1800'ün başında söylemiştir. Sözün doğrusu şu şekildedir. "Din, fakirler bu dünyada zenginleri katletmesin diye onlara öbür dünyada eşit bir cennet vaat eder.”
Dünya üzerinde gelir dağılımına baktığınızda büyük bir dengesizlik görürsünüz. Özellikle sanayi devriminden sonra emperyalizmin giderek kontrolden çıkması, zenginliğin belirli bir zümrede toplanması, emperyalizmin para kazanma konusunda sınır tanımaması, dünya üzerinde yaşayan nüfusun büyük bölümünün fakirlik içinde yaşayıp ölmesine neden olmaktadır. İşte dünya nüfusunun büyük bölümünü oluşturan fakirlerin isyan etmemeleri için onlara umut vermek gerekmektedir. Dünya üzerinde kabul gören önemli dinler de, biri hariç fakirliği yüceltilmişlerdir.
Hinduizm, fakirliği ferdin samsara (Ruhun maddî ve kesintisiz girdap içine girmesinden) kurtulmasını ve Brahman (Hayatın nihai prensibi) ile bütünleşmesi için gerekli olan özgürlüğün elde edilmesini sağlayan birkaç zahitlik unsurlarından biri olarak kabul eder. Fakirlik, böylece gönüllü bir hareket olarak ferdin maddi ilgi ve alakalardan, sorumluluklardan ve bunlara bağlı gelişen her türlü sınırlandırmalardan uzaklaşmayı ve ruhun özgür kalmasını sağlar.
Fakirlik, Budizm öğretisinde de katı manastır ile cemaat (Samgha) kurallarından biri sayılmakta ve disiplin edici bir karakterde bulunmaktadır. Din adamları, ırk, kast, cinsiyet ayırımı yapmaksızın fakirlik adağıyla sarmalanmışlardır. Böylece tıpkı Hindu geleneğindeki gibi tüm şahsi mülklerden feragat etme durumu ortaya çıkmaktadır. Dünyevi arzu ve hevesleri inkar eden bir budist şakirtin, elinde taşıdığı sadaka çanağı ve çok önemli zati eşyalarıyla bunu başaracağı öngörülmektedir.
Fakirlik konusunda farklı düşünen ve dünya nimetlerinden faydalanmasının çokça vurgulandığı Yahudilik, dünyadan feragat etmek veya hayatın zaruri ihtiyaçlarını feda etmek şeklindeki aşırı zahitlik hareketlerine girmez. Yahudiler fakirliği kötü bir talih olarak görmekte ve Tanrı’nın kendilerine bahşettiği nimetleri ilahi lütuf olarak değerlendirmektedir. Bu nimetler arasında maddi varlıklar ve benzeri yeryüzüne ait hazlar bulunmaktadır.
Başlangıcından itibaren Hıristiyanlık, gönüllü fakirlik mefhumuna büyük değer bahşetmiştir. Daha ilk dönemlerden itibaren erkek ve kadın zahitleri öne çıkarmıştır. Maddeyi ihmal eden ilk keşişlik sınıfının Mısır’da ortaya çıktığı ve oradan Filistin ve Suriye’ye geldiği ileri sürülmektedir. Manastır rahipleri, malı mülkü ve hatta bazen onların yararını inkar ederek Mesih’i taklit etmek ve alemin onarılmaya ihtiyaç olmadan önceki halini, masumiyet ve sonsuz saadet dönemini tekrar kurmak isterler. Dolayısıyla Hiristiyanlık bu zahitlik durumunu bir nevi kişisel kutsallık ve bereket adına etkili bir araç olarak görmektedir.
İslamiyet'in bakışını burada uzun uzun anlatmaya gerek yok.
"Fakirlik, dünyada mümine hediyedir." (Taberani)
"Fakir, Allahü teâlânın dostudur." (Deylemi)
"Cennet sultanları fakirlerdir." (İbni Mace)
"Cennettekilerin çoğu fakirlerdir. Hor görülen fakirler Cennetliktir." "Buhari"
"Ya Rabbi, müslüman fakirlerinin hürmetine zafere kavuşmayı nasip et." (Taberani)
Diyanet işleri başkanımız sürekli olarak fakirler hakkında konuşuyor. Bir çok din adamı basında fakirlerle ilgili konuşuyor. Hepsi yukarıdaki örneklerden söz ediyor ama fakirliği ortadan kaldırmak için bir şey yapmıyorlar.
"Fakirlik, iki cihanda da, yüzkarasıdır." (R. Nasıhin)
"Fakirlik, dünya ve ahiret yoksulluğudur." (Deylemi)
"Fakirlik küfre sebep olur." (Beyheki)
"Ya Rabbi, fakirlikten sana sığınırım." (Nesai)
Aynı din adamları bu sözlerden ise hiç bahsetmiyorlar.
Ülkemizde bozulan gelir dengesine bağlı olarak fakir nüfus oranının artması, fakirliğe övgü düzeyini artırmaktadır. Fakirler durumlarına isyan etmesin, kıt kanaat geçinip şükretsin düşüncesiyle ilgili ilgisiz bir çok yönetici telkinde bulunmaktadır.
Aslında ülkeyi yönetenlerin amacı, jrndilerini5oreya getiren insanların ekonomisini güçlendirmek, onları zenginlikte birleştirmek olmalıdır. Ama gerçekte olan neredeyse bunun tam tersi olup, hslk fakirlikte birleşmek üzeredir.
"İnsanları kandırmak, kandırılmış olduklarına inandırmaktan daha kolaydır." (Mark Twain)





