Yazı Boyutu:
Gelişemeyen Ülke; Türkiye
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde okurken, "Az Gelişmişliğin Coğrafyası" adı altında dönemlik ders almıştık. O zamanki öğretim görevlisi Türkiye için, "Geri bıraktırılmış ülke" tanımında bulunmuştu.
Az gelişmiş ülkelerin ekonomileri kötüdür, nüfus artışı fazladır, ölüm yaşı düşüktür, eğitim yetersizdir, sağlık sistemi sorunludur, iyi yönetilmezler gibi çok sayıda özelliğini yazabiliriz.
Bu ülkelere farklı bir açıdan bakalım. Az gelişmiş ülkelerde kitap okuma oranı çok düşüktür. Dini ve milli duyguları birileri tarafından sömürülür. Toplumda düşünme ve sorgulama yoktur. Bilim ve sanat önemsizdir, bu alanda yayınlar ve haberler yetersizdir. Yönetici sınıf zenginleşirken halk göreceli olarak fakirleşir. Okullarda verilen eğitim niteliksizdir. Magazinsel olaylar sürekli gündemi meşgul eder. Hukuk sistemi etki altındadır. Sağlık sistemi sağlıksızdır. Liyakatsız insanlar önemli noktalara gelir ve kolayca ünlü olurlar.
Geri bıraktırılmış ülkelerde uygun siyasal ve yasal koşulların oluşmasını öneren ve bunun yükümlülüğünü geri bıraktırılmış ülkelerin egemen sınıflarına veren emperyalizmin amacı tamamen sömürüdür. Çeşitli yöntemlerle egemen sınıf etki altına alınarak geri bırakma işi kolaylıkla gerçekleşir. Böylece geri bıraktırılmış ülkelerde işlenmiş üründen ziyade kendilerine gerekli olan hammadde üretimi yaptırılır.
Dr. Sedat Özkol'un, "Geri Bıraktırılmış Türkiye" kitabının ilk cümlesi şöyledir:
"Az gelişmiş, gelişmekte olan ya da geri kalmış ülkeler yok, geri bıraktırılmış ülkeler vardır."
Aslında bu cümle her şeyi açıklıyor. İşin en acı tarafı ise, geri bıraktırılmış ülkelerde yaşayan insanların, "Gelişmekte olan ülkeler" yalanı ile kolayca kandırılmasıdır.
Şimdi, emperyelist ülkeler, daha doğrusu dünya ekonomisini yönetenler tarafından az gelişmiş ülkelerde kullanılan taşeronlar kendilerine verilen rolleri o kadar çok benimserler ki, bunların yoğun gayretleri ile "Israrla gelişmek istemeyen ülkeler" sınıfına doğru yol alırlar. Emperyalizm bu taşeron yöneticiler sayesinde amacına fazlasıyla ulaşmış olur. Artık kendilerinin gereğinden fazla efor sarf etmelerine gerek bile kalmadan sömürülerine en üst seviyede devam ederler. Halktan bu düzene karşı gelenler olursa taşeron yöneticiler tarafından hemen susturulur. Üstelik, içinde yaşadığımız ülkemizi bize gelişmiş ülke gibi bize göstermeyi başarırlar.
Başınızı iki elinizin arasına alıp düşünün. Ülkemizin neresi gelişmiş? Hukuk, sağlık, eğitim sistemlerinin neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalır. Ekonomi zaten perişan durumda. Sözde büyüyoruz ama büyüyen sadece belli kesimler. Halkın büyük kısmı açlık sınırının altında yaşıyor, dengeli beslenmiyor. Gazete kitap okuma, sinemaya veya tiyatroya gitme sayılarına bakarsınız durumu daha net görürsünüz. Yani, çağ atladık yalanına inanmayın. İnsanlar sefalet içinde yaşıyor.
“Uçamıyorsan, koş; koşamıyorsan, yürü. Eğer yürüyemiyorsan, sürün; ama hareket etmeye devam et. Geleceğe ilerlemeyi sürdür.” (Martin Luther King)
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde okurken, "Az Gelişmişliğin Coğrafyası" adı altında dönemlik ders almıştık. O zamanki öğretim görevlisi Türkiye için, "Geri bıraktırılmış ülke" tanımında bulunmuştu.
Az gelişmiş ülkelerin ekonomileri kötüdür, nüfus artışı fazladır, ölüm yaşı düşüktür, eğitim yetersizdir, sağlık sistemi sorunludur, iyi yönetilmezler gibi çok sayıda özelliğini yazabiliriz.
Bu ülkelere farklı bir açıdan bakalım. Az gelişmiş ülkelerde kitap okuma oranı çok düşüktür. Dini ve milli duyguları birileri tarafından sömürülür. Toplumda düşünme ve sorgulama yoktur. Bilim ve sanat önemsizdir, bu alanda yayınlar ve haberler yetersizdir. Yönetici sınıf zenginleşirken halk göreceli olarak fakirleşir. Okullarda verilen eğitim niteliksizdir. Magazinsel olaylar sürekli gündemi meşgul eder. Hukuk sistemi etki altındadır. Sağlık sistemi sağlıksızdır. Liyakatsız insanlar önemli noktalara gelir ve kolayca ünlü olurlar.
Geri bıraktırılmış ülkelerde uygun siyasal ve yasal koşulların oluşmasını öneren ve bunun yükümlülüğünü geri bıraktırılmış ülkelerin egemen sınıflarına veren emperyalizmin amacı tamamen sömürüdür. Çeşitli yöntemlerle egemen sınıf etki altına alınarak geri bırakma işi kolaylıkla gerçekleşir. Böylece geri bıraktırılmış ülkelerde işlenmiş üründen ziyade kendilerine gerekli olan hammadde üretimi yaptırılır.
Dr. Sedat Özkol'un, "Geri Bıraktırılmış Türkiye" kitabının ilk cümlesi şöyledir:
"Az gelişmiş, gelişmekte olan ya da geri kalmış ülkeler yok, geri bıraktırılmış ülkeler vardır."
Aslında bu cümle her şeyi açıklıyor. İşin en acı tarafı ise, geri bıraktırılmış ülkelerde yaşayan insanların, "Gelişmekte olan ülkeler" yalanı ile kolayca kandırılmasıdır.
Şimdi, emperyelist ülkeler, daha doğrusu dünya ekonomisini yönetenler tarafından az gelişmiş ülkelerde kullanılan taşeronlar kendilerine verilen rolleri o kadar çok benimserler ki, bunların yoğun gayretleri ile "Israrla gelişmek istemeyen ülkeler" sınıfına doğru yol alırlar. Emperyalizm bu taşeron yöneticiler sayesinde amacına fazlasıyla ulaşmış olur. Artık kendilerinin gereğinden fazla efor sarf etmelerine gerek bile kalmadan sömürülerine en üst seviyede devam ederler. Halktan bu düzene karşı gelenler olursa taşeron yöneticiler tarafından hemen susturulur. Üstelik, içinde yaşadığımız ülkemizi bize gelişmiş ülke gibi bize göstermeyi başarırlar.
Başınızı iki elinizin arasına alıp düşünün. Ülkemizin neresi gelişmiş? Hukuk, sağlık, eğitim sistemlerinin neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalır. Ekonomi zaten perişan durumda. Sözde büyüyoruz ama büyüyen sadece belli kesimler. Halkın büyük kısmı açlık sınırının altında yaşıyor, dengeli beslenmiyor. Gazete kitap okuma, sinemaya veya tiyatroya gitme sayılarına bakarsınız durumu daha net görürsünüz. Yani, çağ atladık yalanına inanmayın. İnsanlar sefalet içinde yaşıyor.
“Uçamıyorsan, koş; koşamıyorsan, yürü. Eğer yürüyemiyorsan, sürün; ama hareket etmeye devam et. Geleceğe ilerlemeyi sürdür.” (Martin Luther King)





