Dolar44.5959 TL
Euro52.1683 TL
Sterlin59.9877 TL
Aydın 11.9 °C
Açık

Emeklinin Refahı Nerede

  • 0
  • 366
Yazı Boyutu:
Emeklinin Refahı Nerede?
Ülkemiz emekliler için adeta açık cezaevi. 
2008 yılında Sosyal Güvenlik Kanununda yapılan değişiklik ile, “En düşük emekli maaşı asgari ücretin altında olamaz” maddesi kaldırıldı. Böylece yıllar içinde emekli maaşları eridi gitti.
Emekli maaşlarının yanında emekli ikramiyeleri de küçüldü, soğan cücüğü kadar kaldı. Yıllarca çalışan, emek vererek alın teri döken insanlar, emekli olduklarında adeta sefalete mahkum olmaya başladı.
Türk-iş Sendikasının yaptığı son araştırmaya göre şu anda açlık sınırının 28.412 TL olduğu düşünüldüğünde durum daha net olarak anlaşılabiliyor. En düşük emekli maaşının 16.000 TL’nin biraz üstünde olduğu, en düşük ev kirasının 20.000 TL civarında olduğu düşünülürse emeklinin içinde bulunduğu çıkmaz daha net anlaşılıyor.
Emeklinin ağlanacak ama, çoğunluğunun şükrettiği durumunu en iyi anlatacak durum park ve bahçelerde çay bile içemeden verdikleri görüntülerdir.  
İşin garibi, biraz bilinçli olan sendikalı emekliler tüm emekli hakları için meydanlarda mücadele ederken, bir kısım emekli ise o meydanların banklarında çay bile içemeden onları sessizce izliyor. Trajikomik bir durum, bunun da sebebi şükretme alışkanlığı.
Emeklinin bu duruma düşmesinin temel nedeni, yukarıda belirttiğimiz kanun maddesinin değişikliği. Diğer bir neden ise emeklilere enflasyon oranında zam verilmesidir.
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde veya dışında yaşayan her Türk vatandaşının bildiği bir şey var, TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranlarının güvensizliği. Ana okuluna giden çocuklar bile bu rakamlara inanmıyor ama, bizi yönetenler bu rakamların doğruluğu konusunda sürekli konuşuyor. Artık bu rakamlara Kadir İnanır bile inanmıyor.
Bizi yönetenler demişken, olaya farklı bir pencereden bakalım.
Son yıllarda iktidarda bulunanların dilinden düşürmediği bir söylem var; “Avrupa’da en çok ve hızlı büyüyen ülkeler arasındayız.”
Ülkemizin ekonomik olarak büyümesi gerçekten gurur verici. Ancak bu büyümeyi emekliler, çalışanlar ve küçük esnaf hissetmiyor. Sanırım ülke nüfusunun çok küçük bir bölümü büyüdükçe büyüyor. Durum böyle olunca ülke nüfusunun çoğunluğu açlık sınırının altında yaşıyor.
2002 yılından günümüze kadar, 2009 yılı hariç olmak üzere her yıl ekonomik olarak büyüyen bir ülkeyiz. Bunu bizi yönetenler her fırsatta söylüyor. Söylüyor söylemesine ama, iş bu büyümeden emeklilere ve çalışanlara pay verilmesine gelince üç maymunu oynuyorlar. 
Son on yılda ortalama %4.9 büyümüşüz. Bu rakamı kümülatif olarak düşünürsek; %100 büyüme payı alması gereken emekliler, bırakın bu payı almayı, rakamsal oyunlarla enflasyon altında ezilip gittiler.
Olaya alım gücü olarak baktığımızda sonuç daha da kötüye evriliyor. Emeklinin hali içler acısı. Çalışanların durumu da farklı değil.
2025 yılı itibarıyla çalışanlarının alım gücünün en yüksek olduğu ülkeler arasında İsviçre, Norveç ve ABD ilk sıralarda yer alırken, Türkiye 41 ülke OECD ülkeleri arasında son sıralarda yer alıyor.
OECD’nin yayımladığı “İş Sıralaması” raporuna göre ülkeler; istihdam oranı, iş güvencesi, kazanç seviyesi ve uzun süreli işsizlik gibi kriterlere göre değerlendirildi. Bu veriler, çalışanların alım gücünü doğrudan etkileyen faktörler arasında yer alıyor.
Alım gücüne göre ilk 5 ülke:
1. İsviçre – Yüksek maaşlar, düşük işsizlik, güçlü sosyal haklar.
2. Norveç – Geniş refah sistemi, yüksek gelir seviyesi.
3. Amerika Birleşik Devletleri – Geniş iş olanakları, yüksek nominal gelir.
4. Almanya – Güçlü sanayi altyapısı, istikrarlı iş piyasası.
5. Avustralya – Dengeli yaşam maliyeti ve gelir düzeyi.
Türkiye ise gelişmiş 41 ülke arasında alt sıralarda yer alıyor. Rapora göre Türkiye’de:
1-Ortalama gelir seviyesi düşük kaldı.
2-İş güvencesi ve uzun süreli işsizlik oranları yüksek.
3-Sosyal haklar ve refah düzeyi gelişmiş ülkelere kıyasla geride.
Durum net ve açık. Ama olaya başka açıdan bakarsanız kişi başı milli gelirin 17.000 $ olduğu bir ülkede fakir olmaması gerekiyor. Ancak bu gelirin büyük bölümünü çok küçük bir kesim elde edince halkın büyük bölümüne açlık sınırının altında yaşamak kalıyor. 
Emeklinin refahı ve mutluluğu siyasiler tarafından çalınıyor. Giderayak sefalet içinde yaşamak zorunda bırakılıyor. Tek kurtuluş yolu, örgütlü mücadele.
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” (Hz. Muhammed)
YORUM YAZ
Whatsapp İhbar Hattı